Uzun Yaşamak Umurumuzda Mı Sandın?

Bir yaşam biçimi olarak sporu hayatına entegre etmiş kişilerle, sporun hayatlarında yer almadığı sedanterlerin sohbetinde konu döner dolaşır sedanterlerin ağzından dökülen bir cümleyle şu noktaya gelir: “Tamam, en uzun siz yaşayacaksınız.”

Aslında bilinçaltının dışavurumudur bu. “Siz” olarak nitelenen spor yapan insanlar, ayrı bir topluluk, genel toplum kümesinin dışında ayrıksı kişiler olarak görülür. Bir nevi ayrı bir özellik atfedilir ve normal olmanın, normal yaşamanın dışında kaldıkları alt mesajı verilir.

Normal olan, normal şekilde yaşamak, yani spor yapmamaktır. Ne öyle sabah mesaiye başlamadan önce kalkıp 10 kilometre koşmak. Normal insanlar böyle bir şey yapmazlar. O yüzden siz: spor yapanlar, sabah kalkıp at gibi koşanlar, normal değilsiniz ve bu kadar yırtınmanız ancak birkaç yıl daha uzun yaşamak gibi basit ve hatta bencil bir çaba için. Spor yapmayanlar olarak bizler, birkaç yıl daha az yaşamayı kabul ediyoruz. Yeter ki tembelliğimize zeval gelmesin!

Bu cümleyi duyduğum zaman içimi bir karanlık kaplıyor ve devam etmekte olan diyaloğun geleceğini sağlam bir temele oturtabilmek maksadıyla neresinden tutmam gerektiğine karar veremiyorum.

Bir başka disiplinden örnekle açıklamaya çalışayım. Hayatında hiçbir şekilde bilgi üretimine katkı sunmamış ve bilgi üretim süreçlerine uzaktan yakından şahit olmamış insanların bilginin önemini kavramakta güçlük çekmeleri çok normaldir. Bu insanlara doğayı gözlemleme, deneyi planlama, uygulama ve sonuçları her türlü yanlı tutumdan kaçınarak tarafsız gözle yorumlama gibi süreçleri anlatmanız bir şey fayda etmez. Bilginin değerini ve önemini ancak o süreçleri bir kez olsun deneyimlemiş veya o sürece şahit olmuş zihinler kavrayabilir.

Buna benzer şekilde hayatında hiçbir zaman spor ve egzersiz yapmamış birinin, sabah mesai öncesi kalkıp koşan bir kişinin düşünce yapısını anlaması da beklenemez. Hal böyle olunca bu kafayı biraz anlatmak lazım. Sabah 6’da kalkıp koşanlar, hafta sonlarını uzun bisiklet sürüşleriyle dolduranlar, spor salonlarından egzersiz yapanlar, Pazar sabahlarını ormanda yürüyüş veya koşu yaparak dolduran insanlar bunu daha uzun yaşayabilmek için mi yapıyorlar?

Şüphesiz hayır. Belki 10 madde sıralasak bu ancak sonlarda kendisine yer bulabilir. Uzun yaşamak kimsenin umurunda değil! Kaç yıl yaşayacağımızdan çok, nasıl bir hayat yaşayacağımızı önemsiyoruz. Sabah sıcak yataktan kaldırıp spora iten disiplinin filizlendiği yer bu düşüncede saklı.

Spor ve egzersiz ile başlayan günlerde, şaşırtıcı bir şekilde, spor yapılmayan günlere kıyasla daha enerjik ve zinde hissediyoruz. İnsan metabolizmasının hareketli bir yaşam tarzına ihtiyaç duyduğunun en açık göstergelerinden biri bu bence. İçine düştüğümüz modern yaşamların ve şehir hayatının dayattığı hareketsiz ve yüksek konforlu yaşamlar bizim biyolojik yapımıza uygun değil.

En az 400 bin yıldır hayatta olduğunu bildiğimiz türümüz “homo sapiens” yalnızca son 200 senedir gelişen teknoloji ve endüstri seviyesiyle birlikte geçmişe nazaran olağandışı ölçüde hareketsiz yaşar oldu. Oysaki bundan önce köy ve kasabalarda günlük hayatın koşturmacası içinde yaşayıp, temel ihtiyaçlarımızın karşılanması amacıyla hareketli yaşamlar sürmekteydik. 10bin yıl öncesine, tarımdan önceki döneme gittiğimizde ise avcı – toplayıcı yaşam biçimi içerisinde kelimenin tam anlamıyla koşmak zorundaydık! (Bu konuyu biraz daha detaylı inceleyen yazım için: Nereye Koşuyoruz?)

Küçük bir bakış açısı değişikliği ile şu istatistiğe ulaşmak mümkün: 400bin yıllık tür tarihimizin %95’ten fazlasını koşarak geçirmişken bugün günde 1000 adımı bile atmadan sürdürebildiğimiz hayatlar yaşıyor olmamız normal mi?

Atalarımız Avcı – Toplayıcı dönemde yüzbinlerce yıl boyunca beslenmek için avlarının peşinden koştu. Bu tempoya uyum sağlayabilen usta endurance koşucularının torunları olarak hayattayız. Evrimimizin ve varoluşumuzun kökeninde hareket var.

Spor ve egzersiz yaşam süresinin uzamasına dolaylı olarak etki edebilir ama asıl mesele bu değil. Egzersiz ile ulaşılan sağlık ve “öze dönüş”ün, hayat kalitesini artırıyor oluşu asıl mesele. Daha zinde, daha enerjik ve psikolojik açıdan daha güçlü olmak.

İnsan doğası hareketli yaşam ile evrimleşmiş ve hareket için gerekli olan özelliklerle donatılmıştır. Bu özellikler siz hareketli yaşadığınız müddetçe sizi hayatta tutacak şekilde gelişmiştir. Egzersiz ile serotonin ve dopamin hormonlarının beyne ulaşması ve kişinin kendini yalnız fiziksel olarak değil psikolojik yönden de iyi hissetmesinin nedeni burada saklıdır. Sabah kalkıp 1 saat koşan bir kişinin, hiçbir şey yapmayan bir diğerine göre fiziksel olarak daha güçlü hissediyor olması çok ilginç değil mi? Koşan kişinin enerji harcamış olmasından dolayı yorulmuş ve bitkin düşmüş olması gerekmez mi? Fakat öyle olmuyor, 1 saat koşmuş olsanız bile ilkel yaşamda yeni fırsatları kovalayabilmek için her zaman zinde ve güçlü olmanız gerekiyordu! Bizler işte yorulsa bile güçlü kalabilen o insanların torunları olarak 2000’li yıllarda yaşarken günde 2000 adım atmaya üşenen tembelliğimize karşı koymak zorundayız! Sağlıklı, normal ve evrimimize uygun olan yaşam biçimi bu değil!

Spektrumun diğer ucunda sporu abartanlar, kendine birden yüklenenler ve 40 yaşında girdiği yarışta birkaç kişiyi daha geçebilmek için hırslanan abartılı kişilikler var. Tembel kalmaktan iyidir ama hayatın en güzel sözcüklerinden biri denge. Dengede kalmak her zaman iyidir. Bir maraton koşucusu gibi, gücü ve enerjiyi zamana yayarak, mukavemeti koruyarak, dengeli ve hareketli yaşamak ve hayatı zinde sürdürebilmek mümkün. Kibirsiz, hırssız, anı ve hayatı yaşayarak sindirerek ilerlemek en güzeli.

Yorum bırakın

oveka.net – Her hakkı saklıdır – 2025