İnsanın kazanması gereken en büyük yeteneklerinden biri tembelliğine karşı koyabilmesidir. Evet, varoluşumuzun temelinde tembellik yatar. Yapmak zorunda olmadığımız hiçbir şeyi yapmak istemeyiz. Özellikle fiziksel nitelik taşıyan faaliyetlerimizin çoğu zorunluluklar üzerine gerçekleşir. Buna kendi hayatınızdan birçok örnek bulabilirsiniz.
Dolayısıyla birçok insan, varoluşun derinliklerinden gelen bu dürtüyü, zorunlu olmaksızın yapılması tavsiye edilen faaliyetler için bastırmayı göze alamaz. Bunun için bilimin ve araştırmaların ortaya çıkardığı temel bulguları yadsıyacak bazı kılıflar uydurma, uydurulmuş olanlara da sarılma peşine düşer.
Spor, yapmak zorunda olmadığınız bir faaliyettir ve birçok kişi tarafından gerçekten bir eziyet olarak görülür. Herkes sabah kalkar, hazırlanır ve işe gider, çünkü bunu yapmak zorundadır fakat sabah kalkıp koşan birine şaşkınlıkla bakılır. Her gün işe gitmek zorundasındır aksi taktirde işvereninle bazı problemler yaşayabileceğini bilirsin fakat tamamen kendi rızanla her gün koşarsan sana hayretle bakarlar. “Vay canına, sana imreniyorum, her gün spor yapacak iradeyi nasıl bulabiliyorsun?” diye sorar her gün işe gelme iradesini göstermek zorunda olan kişiler.
Düzenli spor yapanları uzaktan izleyen bu kesimi spordan uzak tutan bazı bahaneler vardır. Bu bahaneler “az bilgi çok fikir” düsturuyla yaşayan zihinlerden fışkırmış ve araştırma yapma zahmetine (o da bir enerji ister) girmeyen diğer zihinlerce tutularak yaşatılmış savlardır. Bunlardan bir tanesini sıkça duyarız. Buna göre, kalbin bir insan ömrü boyunca atacağı maksimum bir sayı var ve bizler spor yapıp kalbimizi gereksiz yere yorduğumuzda bu kotadan yeriz ve ömrümüzü kısaltmış oluruz. Bunun biyolojik açıdan doğru olup olmadığını bir kenara koyup öncelikle matematiksel açıdan incelemeye başlayalım.
Egzersiz Kalbin Kotasını Mı Tüketiyor?
Düzenli spor yapan insanların, aktif spor yaptıkları zamanın dışındaki dinlenik nabızlarının spor yapmayan kişilere göre düşük olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Spor yapmayan (sedanter) bir bireyin ortalama nabzı 70 – 90 aralığındadır. Bunu kabaca 80 olarak kabul edersek bu kişinin günde 115,200 kere kalbinin attığını hesaplayabiliriz. Buna karşılık günde 1 saat düzenli olarak koşan birinin dinlenik nabzının yaklaşık 40 – 60 aralığında olduğunu söylemek mümkün. Bu kişinin günde 1 saat 150 nabızla koştuğunu ve günün geri kalan 23 saatinde ise 50 nabızla yaşadığını düşünürsek kalbinin günde 78,000 kere attığını hesaplayabiliriz. Yani spor yapan bir kişinin kalbi, sedanter bireye göre yaklaşık %30 daha az atıyor. Bu nabız değerlerini rastgele yanlı seçtiğimi düşünüyorsanız aşağıda diğer nabız değerleri için ulaşılan toplam değerleri içeren excel sheet görüntüsünü paylaşıyorum:

Günde 1 saat 150 nabızla spor yapan ve dinlenik nabzı 60 olan bir kişiyle hiç spor yapmayan ve dinlenik nabzı 70 olan bir kişiyi bile kıyasladığımızda günlük toplam nabız değerleri arasında yaklaşık %10’luk bir fark olduğunu görüyoruz. Yani kalbin bir kotası olduğu savını kabul etsek bile, gün içerisinde 1 saat süreyle egzersiz yapan bir kişinin kalbinin hiç yapmayana göre her durumda daha az çalıştığını görüyoruz. Öyleyse kalbin bir kotası varsa spor yapmamayı tercih etmek limite daha hızlı yaklaşmak anlamına geliyor!
Biyoloji Ne Diyor?
Matematik spor yapanları haklı çıkarıyor olsa bile bu haklılıktan önce biyolojinin ne dediğine bakmakta yarar var. Biyolojik açıdan gerçekten kalbin bir çalışma limitinin olduğu söylenebilir mi? Nasıl koştukça bacak kaslarımız yoruluyorsa kalp de çalıştıkça yoruluyor olabilir mi? Aşırı egzersiz ve zorlama sonucunda bacak kaslarımıza kramp girmesi gibi bir durum kalbimiz için gerçekleşirse ne olur?
Kalp kası omurgalılarda bulunan 3 tip kastan birisidir ve istemsiz çalışır. Kalp kası kendi uyartısını kendi üretir. Kalbin atma hızı ve kasılma gücünü otonom sinir sitemi belirler. Çizgili bir kasın yorulması gibi kalp kasının yorulmasından bahsedilemez. Benzer şekilde çizgili bir kasın istemsiz kasılması anlamına gelen kramp, halihazırda zaten istemsiz çalışan kalp kası için geçerli bir durum değildir.
Kalp çalıştıkça yorulmaz ve kalbin bir çalışma kotası yoktur. Tam tersine egzersiz yaptıkça güçlenen kalp kası, vücuda kan pompalama kabiliyetini artırır ve damarlardaki kan iletimine pozitif yönde etki ederek kalp krizi riskini azaltır.
Yapılması gereken en güzel şey, kulağa çalınan her türlü düşüncenin bilimsel pencereden bakılarak sorgulanması ve insan varoluşunun temelinde yatan tembelliğe karşı koymaktır. Hayatın güzelliği orada duruyor. Bütün mesele o güzelliği örten örtüyü kaldırabilmekte saklı.

Yorum bırakın