Şikayet Etmenin Anatomisi

Başlarken

Baştan belirteyim: bu yazı ağır bir genelleme içermektedir ve etrafımda gözlemlediğim insan arketiplerinin ortalamasını yansıtmaktadır. Aynı zamanda kültürümüzün açığa çıkardığı ve körüklediği insan özelliklerinin etkilerini de barındırmaktadır. Dolayısıyla yazının amacı, genelleme sonucu varılan bir davranış özelliğinin eleştirisidir. Münferit ve istisnai olarak bu genellemeye uymayan çokça davranış kalıbı görmek mümkündür.

Öyleyse Başlayalım

Son yıllarda şikayet nedenlerimizin bir hayli arttığını peşinen kabul ediyorum. Fakat benim dikkat çekmek istediğim nokta: şikayet ettiğimiz nedenlerin artışı değil, bundan bağımsız olarak şikayet etme davranışımızın artmış olması. Çünkü ikisinin ilişkili olmadığını düşünüyorum. Ülkemizin boğuştuğu ekonomik sorunların insanları sürüklediği büyük mutsuzluk çukuru hepimizin malumu. Bu en güçlü şikayet nedenlerimizden bir tanesi. Bunu yadsıyacak ve ekonomik yetersizliklerden ötürü şikayet eden insanları eleştirecek değilim. Fakat gözlemlediğim kadarıyla biz şikayet etmeyi ve şikayetçi olmayı kültürel olarak çok seviyoruz ve tabir caizse bu bizim ata sporumuz haline gelmiş durumda. Gerçek ve makul nedenlere dayananlarını kapsam dışı bırakarak söyleyebilirim ki; ipe sapa gelmez konulardan şikayetçi olmak konusunda bizden daha iyisi yok!

Bizim için şikayet etmek, iş makinesi seyretmek, demli bir çaya hasret duymak gibi Türkiye’ye ve Türk insanına özgü bir davranış sayılabilir. Arkadaş buluşmalarımız, eş dost birlikteliklerimiz teker teker herkesin şikayet seanslarını gerçekleştirdiği ve şikayet söylevlerini yerine getirdikleri bir ritüele dönüştü. Sözü alan kişi kendi hayatındaki şikayetçi olduğu şeyleri dillendiriyor ve sıra diğerine geçiyor. Bazen benzer şeylerden şikayetçi olduğumuz durumlarda şikayetlerimizi bile yarıştırma telaşına girdiğimiz oluyor. Örneğin, yöneticin sana mobbing mi yapıyor? “Hayır, asıl benim başımdan geçenleri bir dinle de mobbing nedir gör” anlayışıyla tuzluğu kaptığımız gibi koşuyoruz.

Şikayetçi olmak için nedenlerimiz çok. Yeni aldığımız arabanın fazla yakmasından, taşındığımız evin kapıcısından, yüksek lisansta üstümüze yığılan ders yükünden, yerimize park eden hadsiz ve saygısız komşudan, emanet kitabı geri vermeyen uzak arkadaştan, sevgilisiyle el ele çekilmiş selfilerini paylaşıp duran asalak tanıdıklardan ve hatta karı-koca baş başa zaman geçirmeye engel olan kendi çocuğumuzdan bile şikayetçiyiz. Hem de gündelik hayatın bu olağan sayılabilecek şikayetlerini, 6 aydır görmediğimiz eş-dostlarla yaptığımız buluşmalarda sohbetin ana konusu yapabilecek kadar çok önemsiyoruz.

Anlamaya çalıştığım nokta tam olarak şu: hiç kimsenin sorunsuz bir hayatı yokken ve hepimizin birtakım dertleri ve şikayetleri varken, bizi bunca zaman sonra yaptığımız arkadaş buluşmalarında sırasıyla hayatlarımızdaki şikayetleri anlatmaya iten şey nedir? Neden iyi giden şeyleri, başımızdan geçen güzel hikayeleri veya son edindiğimiz yeni deneyimleri anlatmak yerine şikayetlerimizi anlatıyoruz birbirimize? Hayatlarımızda iyi giden hiçbir şey olmadığından mı, yoksa şikayetlerimizin öznelerini dışavurmak konusunda engel olunamayan bir istek duyduğumuzdan mı sürekli şikayetlerimizden konuşuyoruz? Neden hep bir şeylerden şikayet edip etrafımızda iyi giden şeyleri görmeyi beceremiyoruz? Yoksa iyi giden hiçbir şey yok mu?

Neden Şikayet Etmeyi Çok Seviyoruz?

İyi giden şeyler olmuyor değil. Hatta birçok şey iyi gidiyor. Fakat kötü giden şeyler konusunda, hiçbir şey yapamayacak olsalar bile, etrafımızdaki insanlara şikayetlerimizi aktarmak, bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor. Bunu hissetmeye ihtiyacımız var. Biz şikayet ettikçe, kendimizi şikayet konusunun öznesi olmaktan çıkarıyoruz. Adeta bizi görünmez kılan bir pelerin geçiriyoruz üstümüze ve konunun içinden kendimizi soyutlamış oluyoruz. Şikayetin nedenlerini bizim dışımızdaki diğer etmenlere bağlayıp uzaklaşıyoruz oradan. Yanıltıcı bir arınma seansına benziyor bu. Bu yüzden hiç farkında olmasak bile aslında arkadaş buluşmalarımızı birer arınma seansı gibi görüyor ve o şekilde değerlendiriyoruz. Aylardır görmediğimiz arkadaşlarımıza iş yerindeki anlamsız şikayetlerimizi anlatmakta hiç sakınca görmüyoruz. Çünkü arınmak ve rahatlamak istiyoruz. Karşımızdaki insanı bizim boşlukta salınan şikayetlerimizle yüzleştirmek konusunda hiç tereddüt etmiyoruz. Çünkü arınma, sorumluluğumuzdan kurtulmaya duyduğumuz ihtiyaç, bencilliğimize kurban oluyor. Karşı tarafı ne derece alakadar ettiğine aldırmaksızın savuruyoruz hayatımızın tüm yerli yersiz şikayet unsurlarını.

Aslında dikkatli bakıldığında orada apaçık duran bir gerçeklik var. Şikayetlerimizin çok büyük bir bölümü doğrudan kendi yaptığımız seçimlerin bir sonucu olarak yaşanıyor. İşten şikayetçi olanın işini, evinden arabasından şikayetçi olanın evini, arabasını değiştirmek kendi elinde. Bunu herkes biliyor ama yine de şikayet ermekten geri durmuyoruz. Neden? Çünkü şikayet etmek, bizi konunun öznesi olduğumuz gerçekliğinden uzaklaştırıyor. Çalıştığımız işi biz seçtik. Eğer istersek hemen yarın daha farklı bir yerde çalışmak üzere harekete geçebiliriz. Fakat gördüğüm kadarıyla hemen hemen herkes işinden şikayetçidir Türkiye’de. İşini severek yapan insan çok azdır. Türkiye’deki iş pozisyonlarının çoğunun çalışanının refahını önemsemeyen şirketler tarafından tutulduğunu varsayalım. Yine de herkesin mutsuzluğunu açıklayamıyoruz. Çok büyük bir istatistikle Türkiye’de çalışan neredeyse herkes işinden şikayetçidir ve bunu her ortamda dile getirir.

Neden? Çünkü şikayet ederek değiştirmeye korktuğumuz hayatımızın, kontrolümüz dışında yaşandığı izlenimini yaratmak ve buna kendimizi de inandırmak iyi gelir. Değişim her zaman tehlikeyi içinde barındırır ve çoğu kişi için korkutucudur. Değiştirmeye cesareti olmayanlar şikayet ederek sorumluluğu dışarıdaki nedenlere bağlamış olmanın rahatlığına erişirler. Oysa ki bu hayatın kontrolü bizde. Şikayet etmeye, hele ki karşımızda konu ile alakası olmayan ve “arkadaş” sıfatı altında günahlarımızın şahidi kılmaya yeltenerek vaktini ve enerjisini çaldığımız insanların karşısında şikayet etmeye hakkımız yok.

Yeni aldığı arabadan, yeni taşındığı evden, gittiği tatilden, yurtdışında yaşadığı hayattan, dünyaya getirdiği çocuktan şikayet eden insan, bu şikayetini dillendirerek kendisini bir anlığına konunun öznesi olarak karar verici konumundan uzaklaştırıp sahte bir rahatlık seviyesine çıkarmış oluyor. Yurtdışına yerleşme kararı alıp yemeklerin kalitesizliğinden şikayet eden insanlar tanıdım. Ya da çocuk nedeniyle karı-koca baş başa bir film bile izleyememekten şikayet eden çiftler gördüm. Oysa ki hayatın karşımıza çıkardığı sonuçların büyük bir kısmı kendi seçimlerimizin sonucu.

Şikayet Etme Hakkı

Şikayet etmek, bir hak olarak yeniden tanımlanmalı ve bu hak, ancak ve ancak, şikayet konusunun kendisi tarafından yapılan bilinçli bir seçimin sonucu olmayan insanlar tarafından kullanılabilir hale getirilmeli. Yurtdışındaki kötü yemekten şikayet edemezsin, yurtdışına gitmeyi sen seçtin. Çalıştığın kurumdan şikayet edemezsin burada çalışmayı sen seçtin. Çocuk nedeniyle eşinle yalnız kalamıyorsun diye şikayet edemezsin çünkü çocuk yapmayı sen seçtin. Daha doğrusu; çevrendeki insanları, kendi seçimlerinin sonucu olarak ortaya çıkan mutsuzluklarına dair şikayet seanslarının şahidi kılamazsın. Bunlar hakkında şikayet etmeyi bırak ya da insanları şikayetlerine maruz bırakmaya bir son ver. Her seçimin, hayatta alınan her kararın pozitif getirileri olduğu gibi negatif götürüleri de oluyor. Etrafındaki hiçbir insan senin kendi hayatınla ilgili aldığın kararların negatif tarafları hakkındaki şikayetlerini dinlemekle ilgilenmiyor. En yakınların bile.

Şikayet etme eyleminin yakasını bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu hakkı kendi seçimlerinin sonucu olmayan olayları yaşamak zorunda kalan insanlara bırakalım. Hastalıklar, felaketler, ekonomik sıkıntılar, kötü bir ailede dünyaya gelmek zorunda kalan çocuklar. Dünya’da ve Türkiye’de şikayet edilmeyi hak eden çok fazla durum ve şikayet etmeyi hak eden çok fazla insan var. Bu hakkı onlara bırakalım ve şu kısa hayatta eğer sağlık ve temel ihtiyaçlar anlamında her şey yolundaysa hayatı anlamlı kılan deneyimlerimizi paylaşmaya odaklanalım.

Yorum bırakın

oveka.net – Her hakkı saklıdır – 2025