Çanakkale’yi kalıcı bir tatil destinasyonu olarak seçmemizin arkasında çokça neden var. Birkaç sefere mahsus olmak üzere sokakta bulunduğum süre boyunca dayak yemiş gibi hissettirse de, Çanakkale’nin bitmeyen kuzey rüzgarı, yakan güneşin altından sıyrılıp bir gölgelik bulduğunuz andan itibaren hoş bir serinlik vadediyor. Güney sahillerinde yaşamaya alışık olduğumuz sıcaktan bunalma hissiyatını unutuyorsunuz. Üstelik güneşin altında sıcaktan bunalsanız bile sizi çivi gibi yapmaya ant içmiş, isteseniz bile içinde keyfe keder kalamayacağınız soğuk bir deniz karşınızda uzanıyor. Bunlar gibi fiziksel nedenlerin ötesinde benim için Çanakkale’yi özel kılan şeyler ise sosyal ve tarihi özellikleri. Üstüne bastığınız toprağın, memleketin tapusunu sırtlayan kahramanların maneviyatıyla doygun olduğunu bilmek, tarihe meraklı, geçmişe duyarlı bir bünyede saygı, hürmet ve hayranlıkla bezeli bir vefa duygusu uyandırıyor. Bu duyguyu hissetmeyi seviyorum. Özellikle iki tekerin verdiği yüksek mobilite sayesinde Çanakkale’yi karış karış gezerken bunu ziyadesiyle hissediyorsunuz.
Yaz tatilleri spor açısından da yoğunluğu artırma fırsatını yakalayabildiğim bir kamp planlama şansı sunuyor. Normal bir iş günü içerisinde en fazla 1 saat ile sınırlı tutabileceğiniz bir spor aktivitesini tatilin getirdiği ferah ve esnek planlama kabiliyeti sayesinde daha uzun saatlere yayabiliyor ve dahası günün herhangi bir zamanına koyabiliyorsunuz. Bu bakış açısı tabi ki Çanakkale’ye özgü değil. Yurdum insanının sene boyunca ruhunda ve zihninde açılan yaraların farkına varamayıp yıllık iznini fiziksel bir dinlenme fırsatı olarak görüp “yan gelip yatma” eylemi güdüyor olmasını anlamsız karşılayabiliyorsanız ne mutlu. Benim için tatilde asıl olan kafa olarak dinlenmektir. Fiziksel yorgunluk için 1-2 gün dinlenmek yeterliyken ruhsal yorgunluk için maalesef çok daha uzun süreler gerekiyor. Dolayısıyla tatil, sevdiğiniz uğraşları daha geniş ve esnek zaman dilimlerinde uygulama imkanı veren ruhsal olarak iyileşebilmeniz açısından kaçırılmayacak bir fırsattır. Spor yapmanın ruhsal yönden iyileştirici etkisini keşfedip bunu bir alışkanlığa dönüştürmüş olan sporseverlerin de tatil yolculuklarını yaptıkları arabanın çatısında bir bisikletin bulunması (eğer spor listesinde bisiklet yer alıyorsa) kaçınılmazdır.
Strava kayıtlarına göre 3 haftada toplam 21 aktivite yapmışım. Bazı günler çift antrenman olduğundan dolayı dinlendiğim günleri de düşündüğümüzde ortalama 1 aktivite / gün performansını yakalamış görünüyorum. Tahmin edildiği gibi bu toplamın içerisinde en geniş dilimi 11 aktivite ile bisiklet oluşturuyor. Koşu bunun yaklaşık yarısı düzeylerinde 5 aktivitede kalmış. Diğerleri ise yüzme ve stretching / yoga kayıtlarından oluşuyor.
Bisiklet Rotalarına Yakından Bakış
Çanakkale coğrafyası çok çeşitli rotalar sunuyor bisikletçilere. Gelir gelmez ilk tadına bakmak istediğim rota Lapseki yolu oldu. Bu yol inişli çıkışlı bir parkura sahip ve Çanakkale – Bursa otoyolu dahilinde kalıyor. Bu nedenle araç trafiği açısından yoğun fakat emniyet şeridi geniş. Düz antrenmanlar için ideal bir parkur.

https://www.strava.com/activities/12024829866
Çanakkale merkezden Lapseki git – gel şeklinde sürüldüğünde >60 km mesafeyle birlikte yaklaşık 600m elevasyon alınmış oluyor. Genellikle kuzeyden esen rüzgar Lapseki tarafına giderken karşınızda kalmış oluyor. Dönüşte ise rüzgarı arkanıza alıyorsunuz. İç köyleri dahil ederek bu rotayı çeşitlendirmek mümkün. Umurbey ve Yapıldak köyleri daha önce deneyimlediğim, yolları rotanıza dahil edilebilecek nitelikte olan örneklerden.
Tarihi alan tarafına geçtiğimizde ise çok daha başka bir atmosfer karışılıyor bizi. Çanakkale merkezde kalıyorsanız eğer sabahın ilk saatlerinde tarihi alanda sürmek için kısa bir vapur seyahatini göze almalısınız. Sabah saatlerinde ise vapur seferleri talebin az oluşundan kaynaklı olarak çok sık gerçekleşmiyor. Sefer saatlerini Gestaş’ın sayfasından takip edebilirsiniz. Genellikle günün ilk seferleri olarak 7’de Eceabat 7:30’da ise Kilitbahir bulunuyor. Dolayısıyla merkezden hareket edecek bir bisikletçinin tarihi alanda en erken olabileceği saat 7:30 diyebiliriz.

https://www.strava.com/activities/11967091106
Tarihi alan yolları asfalt kalitesi, az araç trafiği, manevi atmosferi ve eşsiz manzaralarıyla harika sürüş deneyimleri sunuyor. Burada bulunmak gerçekten yıllardır beni büyülüyor. Hele bu kutsal topraklar üzerinde bisiklet sürmek, kahramanların kan akıttığı coğrafyada ter akıtmak, I. Dünya Savaşı yıllarını konu edinen tarihi bir romanın satırlarında gezinmeye benziyor. Gerçekliğin sınırlarına yaklaştığımı en çok hissettiğim deneyim, bu topraklarda yaptığım bisiklet aktivitelerim oldu. Özellikle Kabatepe inişinden sonra Anzac Koyu’na doğru giden yol ve Anafartalar Ovası bağlantısı en etkileyici manzara ve hissiyatı yaşatıyor.
Anafartalar Ovası yolunu sonuna kadar takip ettiğinizde Suvla Koyu’na ve nihayetinde Büyük Kemikli Burnuna ulaşıyorsunuz. Çanakkale’de 109 yıl önce dönemin tüm teknolojisini ve insan gücünü arkasına almış emperyalist güçlerin gözünü diktiği tarihsel senaryonun Çanakkale’de duvara toslaması ve büyük bir çatırtıyla kırılarak tarihin tersine dönmesi gibi kaymak gibi akan yol burada ansızın bitiyor. Yolun bittiği yerde bir bayrak, yazıt ve Gökçeada siluetli bir deniz manzarası sizi karşılıyor. Burası soluklanmak, nabzı düşürmek ve engin denizleri seyretmek için harika bir mola yeri.

Tarihi alanda yapılabilecek bir diğer sürüş ise Alçıtepe’yi içine alan Seddülbahir ve Kilitbahir rotası. Bu rotayı daha önce paylaştığım için görsellerini buraya almayacağım ama dileyenler şu sürüş kaydından rotayı inceleyebilir: https://www.strava.com/activities/12093004490

Koşu için yine 18 Mart Stadyumunu, Kordonu ve bir kereye mahsus olmak üzere Kabatepe yolunu kullandım. Hem yavaş uzun hem interval antrenmanları için Çanakkale uygun koşu parkurlarına ve yollara sahip. Yüzme için birbirinden farklı birçok plaj elinizin altında.
Bilanço
3 haftalık bir süreçte toplamda;
- > 650 km mesafe ve >6200 m elevasyonla bisiklet,
- > 60 km koşu,
- > 4 km yüzme,
antrenmanları gerçekleştirmişim. Koşu ve yüzme hedeflediğimden daha az, bisiklet ise daha fazla gerçekleşmiş oldu. Burada dengeyi tutturamadığım açık. Suçlayabileceğim tek şey; bisiklet sürmekten aldığım keyif.
Her şeyin sonunda, yıllar geçtikçe ortaya çıkıyor ki, sürdürülebilir kılabildiğiniz şeyler en çok keyfi aldıklarınız oluyor. Koşudan keyif alıyorum fakat asla bisiklet sürmek kadar değil. Ortaya çıkan bu dağılım, üç farklı spor branşının ruhumda yarattığı heyecanın yansıması aslında.

Doğancan Çetin için bir cevap yazın Cevabı iptal et